24985

‘’Çözüm Yolumuz Her Daim Var’’

/ No Comments / 76 View / 30 Mayıs 2016

Kırmızı Şemsiye Derneği’nin kurucularından, LGBTİ hak savunucusu Kemal Ördek ile yapmış olduğumuz röportajı siz okurlarımız ile paylaşıyoruz

**: Öncelikle Kemal Ördek kimdir? Bizlere kendinizi tanıtır mısınız?

Kemal Ördek: Alelade Lgbti hak savunuculuğu aynı zamanda seks işçiliği savunuculuğu yapan ve faaliyet yürüten bir aktivisttim. Profesyonel anlamda 10 yıldır bu alanda çalışıyorum. Türkiye’de Kırmızı Şemsiyeyi kurduğumuz 2013 yılından bu yana yönetim kurulu üyesiyim. Aynı zamanda kuruculardan biriyim. Yurtdışında çatı örgütlenmeler var. Transların, seks işçilerinin ve Lgbti genel olarak sivil toplum kuruluşlarında da yer aldım. Hala da yer almaktayım.

Soru 2: Kırmızı şemsiye hakkında bilgi verebilir misiniz?

**: Kırmızı şemsiyeyi 2013 de kurduk. Fakat kırmızı şemsiyenin öncüleri var. Kırmızı şemsiye, hareketin parçalarından sadece bir tanesidir. Seks işçileri derneği dolayısıyla kurucuları seks işçisi olan yönetim kurulunun da tamamı seks işçilerinden oluşan, dolayısıyla ürettiğimiz proje ve kararların hepsi seks işçileri tarafından alınan kararlardır. Fiilen lgbti hak savunuculuğunu da yapıyoruz. Çünkü lgbti içersinde seks işçiliği yapan birçok birey var. Var olan ön yargıları doğru olduğu düşünülen yanlış bilgileri ortadan kaldırmak amacıyla ortaya çıkmış bir sivil toplum kuruluşu aslında. Çünkü bugüne kadar seks işçileri hakkında konuşanlar hep seks işçisi olmayanlardı. Ve seks işçilerinin hayatları fiilen etkileyebilecek şekilde politikalar yapan hayatlarını etkileyecek şekilde konuşuyorlardı. Siyasetçiler kötü konuşuyordu, kadın hareketleri kötü konuşuyordu, sol örgütler kötü konuşuyordu vs vs. Yani seks işçileriyle oturup konuşmamış. Onların hayatlarıyla oynuyorlardı. Kırmızı Şemsiye de bunun önüne geçmek amacıyla kurulmuş bir dernektir.

** 3: Son zamanlarda translara yönelik baskı ve şiddetler artarak devam etmekte. Özelde hapishanedeki trans tutsaklara yönelik saldırılar da gündemde yerini alıyor. Bu bağlamda sizin de devam eden bir mahkemeniz var. Bunlar hakkında genel anlamda neler söyleyeceksiniz?

Kemal Ördek: Aslında bu soru çok genel ve kapsayıcı bir soru. Translar ve özellikle seks işçiliği yapanlar söz konusu olduğunda ortada bir görünmezlik oluyor. Herkes hak savunuculuğu yapıyormuş gibi bir hava var ancak bunun da hikâye olduğunu söyleyebilirim. Translar görünür değil. Öldürülüyorlar, kesiliyorlar. Elbette bunlar realite. Fakat çözüm üretiyor muyuz? Konuşanlar çözüm üretiyor mu? Çözüm üretmiyorlar, çözüm üretmek konusunda argümanlar da üretmiyorlar. Şimdi genel haklar düzeyi sıfırlanmış bir ülkeden bahsediyoruz. Yani translardan bahsetmeden önce ortalama bütün vatandaşların insan hakları düzeyini tartışması gerekir. Ortalama bütün vatandaşlara yönelen şiddeti tartışmak gerekiyor, dışlanmayı tartışmak gerekiyor. Aslında Türkiye’de azınlık yok Türkiye’de herkes çoğunluk. Çünkü ben LGBTİ isem aynı zaman da Arap’ım, aynı zamanda aleviyim, aynı zaman da ateistim, aynı zamanda sosyalistim, aynı zamanda da seks işçisiyim. Dolayısıyla bütün bu kategorileri düşündüğümüzde bütün sosyal kesimler içerisinde var olan birisiyim ben. O yüzden azınlık değiller. Kürtler de azınlık değil translarda azınlık değil. Çünkü kürtlerin içinde de translar var, transların içinde de kürtler var. Klişeleşmiş bir söz var ve bu benim canımı çok sıkan bir söz ‘’mozaik haline gelmeli bu ülke’’. Hayır, mozaik haline gelmemeli. İnsan bir söylediğini düşünür. Mozaik dediğimiz şey sınırları belirli taşları bir araya getirmektir. Yani o sınırlar dâhilinde bir arada dururlar. Ama o sınırları geçmez o taşlar. Sınırları geçen bir taş diğer taşların yerine geçerse o mozaik bozulur. Ama biz böyle bir ülke tahallül etmiyoruz. Biz ‘ebru sanatına’ yakın bir şey tahallül ediyoruz. Renklerin iç içe geçtiği birbirine karıştığı, birbirlerini anladığı bir ülke tahallül ediyoruz. Trans ve seks işçilerinin genel insan hakları söz konusu olduğunda tüm genel toplumsal kesimlerin genel haklarını kale alıp düşünmemiz lazım. O kötüyken transların genel toplumsal kesimlerinde marjinali olduğunu düşünürsek onun iki katı üç katı şiddet yaşadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir açık hava hapishanesi olması durumu söz konusudur. Sadece Türkiye’de de değil aslında tüm diğer ülkelerde böyle. Ama Türkiye’yi düşündüğümüzde seks işçileri ve translara açık hava hapishanesi olduğunu söyleyebiliriz. Translar belli semtlerde yaşamak durumunda, her yerde yaşayamazlar. Mesela Diyarbakır da her yerde yaşayamazsın, Ankara’da her yerde yaşayamazsın. İstanbul da yine aynı şekilde yaşayamazsın. Yaşadığın yerlerde şiddetlerle karşılaşırsın. Onun dışında ayrımcılık diz boyu zaten. Yani insanın teninin rengine bakarak ayrımcılık yapılıyorsa herhalde sesi kalın olan bir trans kadına daha alası yapılır. Yani bunun da normalleştirildiği doğal hale getirildiği böyle bir toplumsal yapıya sahip bir ülkedeyiz. Bunu tabi kurumsal şiddet ve kurumsal ayrıcalıklarıyla pekiştirmektedir. Burada neyi kastediyorum? Devlet kendiside zaten toplumdan aldığı feyz ile ya da toplumu dönüştürdüğü bu şekilde pekiştirecek uygulamalar ortaya koyuyor. Polis şiddeti sadece trans ve seks işçilerine karşı artmıyor. Ancak ilk onlar lokum olarak götürülüyorlar. Zaten sürekli cadde de olan veya sürekli evleri basılan bir kesimden bahsediyoruz. Bir polis bir seks işçisine veya bir transa şiddet uyguladığında yan komşusu ses çıkarmaz hatta alıp götürsünler der ve polis de alıp götürür. Dolayısıyla devleti destekleyen bir toplum, toplumsal yapı, toplumsal yapının trans fobisini, orospu fobisini güçlendiren bir devlet bakış açısı var. İkisi birbirini besliyor. Nereye gider? Bilmiyorum ama politik yapıyla çok alakalı olduğunu düşünüyorum. Politik yapıdan kastım ülkedeki huzur barış vs ortamı. Cinsiyetçiliğin, kadın düşmanlığının onun dışında heteroseksizmin,  trans fobi ekstradan orospu fobiyi üstüne eklerseniz bütün bunlara dair sistemli, iyi niyetli bir tartışma ortamı olmadığı sürece bunların kolayca ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Ama mesela sizin gibi gruplar bu meseleyi daha çok anlama yönünde çaba harcadığı için ki bu son bir senedir yapılmıyor. Kürt hareketi en az bir on yıldır bu meseleyle ilgileniyor. Ama daha sistematik bir şekilde yapılması gerekiyor. Toplumsal hareketlerin bu meseleyi anlama niyetinde olması az da olsa dönüşmesine ve ortadan kaldırılmasına sebep olacaktır. Umutlu değilim bunu da söyleyeyim. Çünkü şiddet gören herhangi bir insan hemen yaftalayabileceği ya da damgalayabileceği birini hedef alacak şekilde küfür ediyor mesela. Bir kürt şiddet görüyor ‘hay senin anana’ diye cümle kullanılıyor ya da o. çocuğu deniliyor. Veya toplumsal kesimin başka bir ferdini hedef alıyor. Bu bir orospu da yapıyor. Orada da şöyle bir şey var şiddeti silahı elinde toplumsal baskı pratiklerini ortadan kaldırmadan bütün yaftalama süreçleri tartışılabilinecek hale geldiğini ya da geleceğini düşünmüyorum.

 

**: Seks işçilerinin güncel durumu nedir talepleri nelerdir?

Kemal Ördek: Genel insan hakları dediğim gibi sıfıra düştüğü bir ülkede olduğumuz için s.işçilerinin insan hakları düzeyi de düşüyor, görünürlüğü artıyor. Aynı zamanda da taleplerinin görünürlüğü artıyor. Kırmızı şemsiye gibi kurumların önemli bir yeri var.  Bir de doğru şekilde artıyor. Eskiden seks işçiliği denince bir kaç ağlak siyasi söylem duyardınız. Şimdi özellikle bizim kurduğumuz pozitif siyasi dil sebebiyle bizim için ağlamayı bırakında bizim için hak arama talebinde bulunmaya başlayın demeye başlıyor insanlar. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz gerçekten bir arabesk film karakteri değiliz. Ölüyoruz, kesiliyoruz, ayrımcılığa uğruyoruz. Ee? Bunu herkes yaşıyor. Bunu başka bir ezilen kesim söylese ona da aynı şeyi söylerim. Siyaset böyle olmaz ki. Siyaset pozitif bir dille olur. Pozitiflikten kastım da eleştirinin noksanlığı değil. Tam tersine ben bir özneyim benim iradem var senin bu yaptığını kabul etmiyorum dolayısıyla taleplerimi kabul etmek zorundasın. Seks işçilerinin de bunu yapmaya başladığını söyleyebiliriz son birkaç yıl içerisinde. Dolayısıyla görünürlük arttı. Taleplerimiz nelere gelecek olursak öncelikle seks işçilerine dair diğer tüm emek eksenli sektörler de olan tartışmalardan kurtulmak gerekiyor. Mesela bir taksi sürücüsünü konuşmuyorlar ama seks işçisinin ne kadar kötü olduğunu konuşuyorlar. Ama taksi şoförleri lanet ediyorlar yaptıkları işe. Yarısından fazlası part time olarak çalışıyor. Çünkü diğer işinden para kazanamıyor, e geriye kalanı da mecbur olduğu için çalışıyor ve her gün onların deyimiyle tırnak içinde söylüyorum bir ayyaşla, bir deliyle, bir sarhoşla uğraşmak zorunda kalıyorlar ve onların ağız kokusunu çekiyorlar. İmkânınız olsa bırakır mısınız denildiğinde tabi ki bırakırız niye ben bu işi yapıyım ki başka imkânım olsa diyorlar. Ama kimse onları konuşmuyor sadece seks işçilerini konuşuyorlar. Neden? Çünkü işin içinde kadın bedeni var, işin içinde tabular var, aslında işin içerisinde aslında özgürlükçü olduğunu savunan yapıların da ahlakçılığı var. Tabi bu kötü bir şey değil aslında. Bizler de bu toplumun üyeleriyiz ve bu toplumun bize hangi kodları yerleştirdiyse bende dahil olmak üzere bu kodlar üstünden söylemler üretmeye başladık. Onun dışında herkesin seks işçilerinin var olduğunu kabul etmesi lazım. Bu bir realitedir. Sen bunu hasıraltı ederek ortadan kaldıramazsın, fuhuş operasyonlarıyla da ortadan kaldırmazsın. Bunun bir emek biçimi olarak tanınması lazım. Sadece seks işçilerine dokunmayın demekle bitmiyor. Çünkü bu insanlar belli zamanlarda çalışıyorlar, emek üretiyorlar, para kazanıyorlar ve bu insanların patronları var. Dolayısıyla tüm diğer emekçilerden farklı bir toplumsal kategoriden bahsetmiyoruz. Farklılıkları kayıt dışı olması itibariyle gelen şiddetten kaynaklı bir farklılıktır. Bir insan seks işçisi olduğu için dayak yemiyor haklar ekseninde talebi düzenlenmediği için dayak yiyor. Seks işçiliğine bu ezbere bakış açısını bir bırakın, bu işçiliğin realitesini görün, bunun bir emek biçimi olduğunu ortaya koyun, tanıyın ve sonra da çalışma koşullarını düzenleyin. Çalışma koşullarını düzenlemekten de kastımız şudur. Belirli saatler arasında çalışmak ki daha uzun saatler çalışmak zorunda kalmasın bu insanlar. Erken emeklilik hakkına sahip olsun bu insanlar. Çünkü çok yıpratıcı bir iş yıpranma payı var. Primleri düzenli ödenmeli bu insanların, emeklilik hakları olmalıdır. Şiddet görmeden çalışabilir hale gelmeliler vs vs. bütün bunları yapabilmek için bizler seks işçisi kavramını kullanıyoruz. İşçi olduklarını kabul etmek ve belli mevzuatları uygulayarak da hayatlarını düzene sokmak gerekiyor. Bunun yanında da sektörde olmak istemeyenlere de çıkış stratejileri bulunması gerekiyor. Ama bunu yaparken o kadınların iradesine sormak gerekiyor.  Bizim ön yargılarımızdan kurtulup bunları düşünmemiz lazım.

**: DKH bir kurultay gerçekleştirdi. Bu kurultayda seks işçiliğini tartıştı ve seks işçiliğini bir işçilik olarak kabul edip karara bağladı. Sizce bunun yansıması nasıl olur?

Kemal Ördek :  Valla emeğinize sağlık. Böyle bir şey yaptıysanız çok teşekkür ediyoruz. Çünkü burada da kendimize pay biçmek istiyoruz. Zamanında Kürt siyasi hareketinin içerisinde bizim elimizi sıkmak istemeyen insanlar da oldu. LGBTİ olduğumuz için değil. LGBTİ isen sarılırız ama seks işçisine sarılmayız diyenler oldu. Hala da var. Oradan buraya gelinmesi yani yazılı olarak bir noktaya gelinmiş olması büyük bir şeydir. Ben bunu seks işçiliği minvalinde olduğu için devrim olarak tanımlıyorum, bu bir. İkincisi bunun yapılması elbette başka bir sürü kapıyı açacak. Tabi bu zaman alacaktır. Yarına kadar değişmez hiçbir şey. Fakat organik bağımızın olduğu veya etkimizin olduğu veya beraber örgütlendiğimiz kurumları da dönüştürmeniz ve burada bizim desteğimizi almanız lazım. Biz de tabi elimizden gelen desteği doğru bir dil kullanarak yapmaya çalışırız. Çok şey oldu bilirsiniz. Kürt illerinde seks işçileri saldırılara maruz kalıyor. Orda da bir savaş var. Şimdi o savaşın içinde gidip de böyle bir meseleyi tartışalım dersen açık konuşayım insanlar güler. Ama orada insanlar sistematik şekilde ve Kürt özgürlük mücadelesinin özneleri de dâhil olacak şekilde kişilerin fail olduğu sistematik saldırılara maruz kaldılar yıllarca. Ve biz zamanında BDP döneminde saldırılar olurken irtibata geçmiştik. Tabi ben LGBTİ hakları savunuculuğu yaptığım için eski dönemleri de bilirim. Gelinen aşama iyidir. Ama fail olanlarında özür dilemesi lazım. Bundan kastım şu: eğer bir belediye başkanı kendi ili veya ilçesi içerisinde Seks işçisi kadınların saçından çekip sokakta teşhir edilmesine göz yumuyorsa geçtim seks işçisi olmasını kadınların onuruyla bağdaşmayacak muameleye göz yumduğu için özür dilemesi lazım. Eğer çalışılan birahaneler taşlanmışsa ve biz pezevenkleri cezalandırıyoruz diyerek taşlanmışsa oradaki belediye başkanları veya oradaki siyasi özneler buna çanak tutmuşsa üstüne birde Molotof kokteyli atmışsa orda çalışan kadınların olduğu veya olmadığı esnada –çalışma mekanıdır çünkü orası- bu faillerin özür dilemesi lazım. Şimdi biz bunu niye diyoruz biliyor musunuz?  Eleştiri bir temas yöntemidir. Eleştirmezseniz düşman haline gelirsiniz. Ve biz yanımızda durmasını beklediğimiz ya da bizim yanlarında durmaktan zevk alacağımız siyasi kurumların veya STK çevrelerinden insanların bizi anlamasını bekleriz. Bize sormadan adımlar atılıyor ve fail konumuna geliniyorsa gerçekten bu özür dilenmeden olmaz. Bu özür yöntemlerinden biridir bu arada yani seks işçiliğinin tartışılması karara bağlanması. Ama yetmez. Neden yetmez biliyor musunuz? Fabrikada ki kadınların oraya kapatıldığını ve dövüldüğünü düşünün herhangi bir fabrikada tekstil fabrikası. E orda da bir birahane var birahanede de kadınlar var. İsteyerek y ada istemeden çalıştırılıyorlar fark etmez. Yani suç mağduru da olabilirler kısıtlı alternatifler içerisinde kalıp onu tercih etmek zorunda da kalmış olabilirler. Seks işçiliği böyle bir şeydir çünkü.  Tüm diğer işçilikler gibi. Yani hiç kimse isteyerek sosyal hizmet uzmanı olmaz. Evet, tercih ettin çünkü sana sunulan bir üniversite katagorizasyonu vardır ve sana en yakını nedir onu seçersin. Kısıtlı alternatif al sana. Ben şair olmak istiyorum. Beni okutsunlar, şair olarak okutsunlar mesela.  Öyle bir şeyin okulu var mı? Yok. Herkes kısıtlı alternatifler içinde bir iş sahibi oluyor. Seks işçileri de öyle. Temizlikçilik mi yapıyım? Kocamın evine geri dönüp şiddet mi göreyim? Ya da annemin babamın evine geri dönüp şiddet mi göreyim? Yoksa seks işçiliği mi yapayım? Hangisi bana en optimum değer de kazanç sağlar? Para açısından da söylemiyorum. Ekonomik özgürlükten, sosyal özgürlükten de bahsediyorum. Seks işçiliğini tercih ediyor. Sekiz yüz lira yada bin lira kazanıp temizlikçilik yapıp elin herifi tarafından tacize tecavüze uğrayacağına gider kendi cinsel organı veya duygusal dünyası üstünden bunu yapar, normalleştirir. Çünkü her şeyimiz bir meta. Bedenimiz, düşüncemiz dahil olmak üzere hepsini satıyoruz. Ben burada bilgisayar başında rapor yazdığım da düşüncemi satıyorum ve kimse bunu sorgulamıyor. Ama ben belki düşüncemi satmak istemiyorum. Neden bu konuda ki istismara kimse ses çıkarmıyor? Neyse o kısıtlı alternatifler içerisin de o kadınlar da bunu tercih etmiş ama iş yeri yakılıyor. O kadınlar zorunlu göçe tabi tutuluyor. Niye mesela 90’larda ki zorunlu göçlerden bahsedilirken şimdi Diyarbakır da çalışamayan ve zorunlu göçe tabi tutulmuş kadın seks işçilerinden bahsetmiyoruz? Kendi memleketleri. Diyarbakır da 100 lira kazanabilecekken gidip İstanbul da 10 liraya çalışmak zorunda kalmayı tercih eder mi bir insan? Etmez. Ve bunlar Kürt kadınları. O zaman şunu demek lazım, zorunlu göçü tartışırken, zorunlu istihdamı tartışırken, yerel politikaları tartışırken, Kürt özgürlük mücadelesini tartışırken, yoksulluğu onu bunu tartışırken seks işçilerini de eşit değer de ve eşit özneler olarak karşına alıp tartışacaksın. Ben onun çalışma evini yıkarım benim de belediye başkanım ses çıkarmaz hatta gider polisi arar. Ne oluyoruz belediye başkanı neden polisi arıyor? Hani siz düşmandınız? Sen Kürt siyasi hayatında o kadar bedel ödemiş bir öznesin niye polisi arıyorsun birahanelerde çalışan kadınları toplamak için? Nasıl bir kafadır? Çok eleştirdim özür dilerim ama canımız yandı geçmişte hala da yanıyor.  Mesela İstanbul da bir siyaset seks işçisi kadınları teşhir edip dövdü. Yanlış olmasın HDP kadın kolları mıydı HDK kadın meclisleri mi tam hatırlamıyorum bu olaya tepki gösterdi. Ve biz de alkışladık. Olması gereken budur. Sadece seks işçisi olduğu için değil bir kadın olduğu için ve hangi kimliğe sahip olursa olsun o olduğu için o kadınların bu şiddeti görmemesi gerekir. Peki niye Dersim de bu olmuyor? Niye Diyarbakır da bu olmuyor? Oralarda da bir sürü birahane, gazino, pavyon var. Yer altı bir sürü şey var ve neyse anlatmayayım bunları. O kadar çok şey dönüyor ki. İşte bilmem ne partinin bilmem ne yetkilisi gidiyor gazinonun sahibi adam aslında ama sonra işte bilmem ne özgürlük hareketi gidiyor protesto ediyor o adam da onların yanına gidiyor taş atmaya başlıyor. Yani böyle saçma sapan ilişkiler. Yani bu tam erkeklik işte. Erkeğin türkü, kürdü bilmem nesi olmuyor ne yazık ki. Bu erkeklik sisteminde kim yetiştiyse hangi siyasi görüşten olursa olsun kadınları, transları, Lgbti, seks işçilerini, mini etek giymiş sarı saçlı kadını, hafif dekoltesi olan kadını hepsini eleştiriyor. Biz ‘özel olan politiktir’ diye diye her şeyi kendimiz de hak görmeye başladık. Bu seks işçiliği için de böyle. Yok, sen vajinanı kullanamazsın. Vajinan kutsaldır çünkü analarımız başımızın tacıdır. Ama bir bırak. Sen o kadına soruyor musun vajinasından kaç çocuk çıkarmak istiyor soruyor musun? Sormuyorsun. On tane çocuk doğuruyor buna kimse ses çıkarmıyor ses çıkaran linç ediliyor. Ama o on çocuktan 20 yaşına gelmiş genç kız seks işçiliği yapmaya başladığında namustan dem vuruyorlar ve buna parti ses çıkarmıyor. Çıkarıyorsa da şöyle ses çıkarıyor: kadın cinayeti olarak ses çıkartıyor. Ben biliyorum mesela güneydoğu da erkek trans olduğu için tecavüze uğrayanı. Kadın olarak doğmuş ama erkek olarak yaşıyor. Ama evlenmeye zorlanıyor. Bunun adı tecavüzdür. Başka bir şey değildir. Veya lezbiyen olduğu için öldürülen çok fazla Kürt kadın var. Bunların hepsi kadın cinayeti. Hiç biri lezbiyen cinayeti olarak geçmez bakın hiçbiri seks işçisi cinayeti olmaz. Neden aman aşiretimize laf gelir. Diyarbakır da seks işçilerine yardımcı olacak avukat bulamıyoruz. Bunlar da bizi üzüyor. Neden üzüyor? Bende bir seks işçisi olarak beni duygusal anlamda çok üzüyor elbette ki. Ama insan olarak herkesi üzmesi lazım. Bu kadınların zaten kocası, çetesi, şusu busu hiç kimsesi yanın da yok. O kadının hikayesini başka zaman okuyunca ağlamayı biliyoruz ama o kadının yanında durmamız gerektiğinde durmuyoruz. Neden çünkü orospu avukatı derler. E desinler. Kürt avukatı denilen kaç kişi hapis yattı yani. O kadar cesursan bir orospuyla da yan yana dur yani. İşte bunları aşacağız. Bu mesela attığınız adım bunların aşılacağının göstergesidir, iyi niyet göstergesidir. Haddimiz olduğundan da değil yanlış anlamayın üstten bir dille de konuşmak istemem ama bu işin uzmanı biziz. Uzmanı olduğumuz için de bu kadar bedel ödedikten sonra böyle adımları görmek güzel geliyor. O yüzden teşekkürler. Ama daha fazla adımların da atılması lazım. Yani hükümet der ya kadına yönelik şiddet yasası geçti. Ee? Geçti ne oldu yani? Tabanı değiştirin, tabanı dönüştürmek için adım atın. Kapalı alanlar da yapın, yavaş yavaş anlatın, doğru bir dille anlatın. Hiç bu meseleyi anlamayacak insana bunu anlattığınız da ürkmemesine sebep olacak şekilde anlatın.

**: Zorunlu seks işçiliği ve gönüllü seks işçiliği diye bir ayrım yapılması doğru mudur? Ya da böyle bir ayrım neye göre yapılmaktadır.

Kemal Ördek : Ben bu ayrımın yapay olduğunu düşünüyorum. Buna kim karar verdi ben bunu çok merak ediyorum mesela.  Zorunluluktan kastın ne olduğuyla alakalı bir şey bence. Zorunlu taksi sürücüsü diyor muyuz? Hepsi zorunlu yani. Tanıdığım taksi şoförleri var sohbette ederiz. Hiç biri sevmiyor yaptığı işi hiçbiri. Biri futbolcu olmak istiyor 21 yaşında genç bir çocuk, biri amca ek geliri olsun diye yapıyor nefret ederek yapıyor. E biz onlara neden demiyoruz o zaman zorunlu taksi şoförü diye. İş dediğin baskıcı bir şeydir zaten. Birileri para kazansın diye çıkmış bir şey. Öyle dünya dönsün biz aç kalmayalım diye değil yani. Bu maden işçiliğinde de, taksi sürücülüğünde de öyle. Hiç kimse kusura bakmasın ama genel müdür olduğunda da öyle. Genel müdür de birilerinin çıkarlarına hizmet etmek için o pozisyonda ağzına bir parmak bal çalınmış kalifiye bir eleman.  Mesela ben sekiz saat burada çalışmakla mükellefim. Saat 2 olunca 3 olunca uykum geliyor artık. Çalışmadığımdan da değil. Bir insanın enerjisi vardır, bir insanın yapabileceği vardır ve hiçbir iş o insanların yapabileceği değildir, fazlasıdır. 8 saat çalışmak nedir? Bana kalsa 6 saat çalışılsın, 5 saat çalışılsın diye değiştiririn yasayı gerisi de dinlenme olsun. Ne güzel olur de mi? Dünya da döner fazlasıyla da döner. Niye? Bende o zaman zorunlu STK çalışanıyım. Tabi şimdi şöyle de bir fark var. Seks işçilerinin karşılaştıkları şiddet biçimleri, istismar biçimleri daha yoğun göze sokulduğu için bu ayrım gün yüzüne çıkıyor. Mesela plaza çalışanlarının maruz kaldıklarını kimse bilmediği için ağlanacak insan seks işçisi oluyor ister istemez. Dolayısıyla zorunlu seks işçisi oluyor. Kimse demiyor gönüllü plaza çalışanı diye. 2 sene gönüllüdür o üniversite mezunu hemen plazada iş bulmuş falan bunun havasını atar. 3. sene maruz kaldığı mobbingden kafayı yer intihar eder. Net yani. Dolayısıyla bu yapay bir ayrım. Bütün işçilikler zorunludur, gönüllü olan hiçbir şey yoktur. Gönüllü olan şudur, ben kahvemi içerim iki saat burada danışanım gelir ona destek olurum. Vicdanen beni rahatlatır destek sunarım biter. Gerisi değildir. Bunun dışında hiçbir şey gönüllü değildir. Bunun da parayla, çalışma saatiyle falan alakası yok. Dolayısıyla bu yapay bir ayrım. Seks işçiliği üzerinde yapılan bir ayrım sadece. Zorunlu maden işçiliğini tartışmıyorsak zorunlu seks işçiliğini de tartışmayacağız yani. Seks işçilerinin maruz kaldıkları şiddet ve istismar biçimleri sektörün düzenlenmemesi dolayısıyla ortaya çıkan istismar ve şiddet biçimleridir. İşçi hareketleri böyle çıkmadı mı ortaya 1800lerde? Sen beni sömürüyorsun, sen bana şiddet uyguluyorsun, paramı vermiyorsun vs. İşçi hareketi buradan doğmuştur. Biz de bunu istiyoruz. Seks işçisi işçidir, emekçidir diyoruz ve genel evlerde ise patronların artı değerlerinin minimize edilmesini belki de kalkmalarını istiyoruz. Veya kayıt dışıysa yine o patronların artı değerinin minimize edilmesini ve çalışma koşullarının insani bir şekilde olması gerektiğini söylüyoruz. Dolayısıyla bu gönüllü zorunlu ayrımına girmeden çalışma koşullarını düzeltmek için ne gerekiyorsa yapılması gerekir. Zorunlu ve gönüllü ayrımının şöyle bir dezavantajı var, politika üretilirken hep bu söylemlere göre üretilir. İdeologlar da siyasi hareketler de bu ayrımlara göre siyasi politikalarını şekillendirir. Şunu söylemeye çalışıyorum, radikal feministler der ki ‘’biz bu kadınları kurtarmalıyız. Çünkü kadınlık onurunu zedeleyen bir şeydir’’. Muhafazakârlar der ki ‘’islama göre günahtır’’. Hepsi bir şey der. Farklı yerden bakar ama tek bir yerde birleşir fuhuşu ortadan kaldıralım. Kalkmayacağını bildiğimiz için, hiç kalkmamış olduğu için, muhtemelen hiç kalkmayacağı için kalkacaksa da bu yöntemlerle zaten kalmayacağı aksine büyüyeceği için ve hatta yer altına itileceği için başka şeyleri konuşur hale gelmemiz lazım. Gönüllü dediğimiz zaman karşıdan bir muhafazakar geliyor sen hak ediyorsun o zaman diyor. Zorunlu seks işçisi dediğimiz de ne oluyor? Alıyor eline kuranı ‘’ah yavrum sen mecbur kalmışsın gel ben seni kurtaracağım hatta seni evlendireceğim biriyle ama sana şiddet uygulamayacağım. Çünkü Allah ne der? Günahtan döneni affet vs. ‘’ bu gönüllü zorunlu ayrımı buna sebep olur.

SORU 7: Lgbti bireylerinin yaşadığı sıkıntılar karşısında Lgbti ve diğer kadın örgütlerinin ortak mücadele örmesi adına sizce nasıl bir adım atılmalıdır?

** :Tüzükler değişmeli, yönetmelikler değişmeli, programlar değişmeli vs. Bu yazılı hali. İkincisi ortak platformların yaratılması lazım. Ama gerçekten fiili birlikteliğe dönüşmeli bu yazılı maddeler. Anlatılmalı daha çok anlatılmalı. Biz 3 yılda o kadar çok insanla irtibata geçtik ki bizi hiç dinlemez asla değişmez dediğimiz insanlarla irtibata geçtik. Bu insanlar dönüştü hatta biz de hayretler içerisin de kaldık. Hep söylüyorum ve uyguluyorum da insan insanla iletişim sağlar. Bizim doğamız da bu var. Ve irtibat kurduğu sürece birbirini tanımanın yolunu bulur. Bir saat iki saat cebelleşir iletişim kurma yöntemin de sıkıntı çekersin. Ama 3 saat birlikte kaldığında iki alternatif var ya biri birinin boğazını kesecek ya da anlayacak yani başka seçenek yok.  Boğazını kesme imkanını ortadan kaldırınca anlamaktan başka şansı kalmayacak. Bir de doğru dili bulduğun da insanlar anlıyor, gerçekten anlıyor. Öznelerle insanların bir araya gelmesi lazım. Sizin gibi grupların bizzat bu öznelerle daha sık bir araya gelmesi lazım.  Mesela birlikte hareket ettiğiniz arkadaşlara paneller düzenlemeniz ve sizin oralar da konuşur hale gelmeniz lazım. Özneleri konuşturuyor olmanız lazım. Kendi deneyimlerini anlatsınlar. Ne yaşıyorlar, neyi talep ediyorlar? Bir de büyük ideolojik söylemlerden vazgeçmeniz lazım.  Ama özellikle söylüyorum. O büyük ideolojik söylemlere giden mikro alanlarda söylemleriniz varsa orda bir sıkıntı yok. Ama büyük söylemden başlayıp mikro alanları dönüştürmeye çalışırsan hiç kimse seni anlamaz, örgütlenemezsin kalırsın olduğun yerde. O yüzden mikro alanları küçük gündelik hayatlarda küçük değişikleri yaratıp insanları yanına alabilmek lazım. Ne kadar insanı kurtarırsan, hukuki destek sunabilirsen o kadar kardır. En azından biz bu dernekte onu söylüyoruz.  Hukuki destek sunman demek otomatik olarak örgütlemen demek zaten. Kendi haklarını öğrenebilmesi, kendi kapasitesinin gelişmesi demektir. İşte ne yapılacağı konuşulurken bu platformları yarattıktan sonra işbirliklerinin metodu, hangi formatta ilerleyeceği ortaya çıkar. Mağdur kesimlerin de birbirini otomatik olarak birbirini anlamasını beklemek yerine iki mağdur kesimi bir araya getirecek alternatifler bulmak lazım. Atölyeler olur, seminerler olur, konferanslar olur, çalıştaylar olur. Bunlar yapılabilecek şeyler. İlk başta gelirsiniz bir on kişiyle yirmi kişiyle bu konuyu konuşur hale gelirsiniz. Öznelerle tanıştırırsınız, onlar dertlerini anlatır. Sonra bir bakarsınız yılda bir büyük konferanslar düzenler hale gelirsiniz. Hatta bunu sahiplenirsiniz. Biz eğer toplumsal bir dönüşüm, siyasi bir dönüşüm talep ediyorsak bu insanlarla ediyoruz.  Bu insanları örgütleyerek veya bu insanların örgütlenme deneyimlerinden beslenerek çünkü tek örgütleyecek olan sizler değilsiniz muhtemelen onlarda sizi örgütleyecektir. Sonuçta senin bir siyasi tecrüben var benim de var. Olmasa bile benim sokakta güncel bir aktivizm var. Her gün polisle kavga ettiğim için. Sen her gün polisle kavga etmeyi göze alabiliyor musun bakalım. Dolayısıyla benim gündelik direnme, gündelik mücadele biçimlerinden de bahset. Entegre et senin mücadele biçimine. Çoğunluk değil nitelik önemli ve o niteliğe sahip olan çok fazla aktivist var. O nitelikten faydalanırsak böyle büyürüz. Siz biz ayrımından kurtulmamız lazım. Ancak böyle olacak bu iş. Yoksa vah vah ederiz.  Dediğim gibi biz mozaik olmayalım. Yani yan yana durmayalım iç içe geçelim ebru olalım. Bir seks işçisinin bir sosyaliste sormadan onun derdini biliyor olması lazım. Ya da bir kadının Lgbti olmayan bir kadının bir lezbiyenin ne yaşadığını bilmesi lazım. İşte sadece böyle olur. Yol var çözüm yolu var umutsuz olmayalım.

 

Yorum Yap

Email (will not be published)

'